Bill Gates
Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git

 

Hiroşima 45, Çernobil 86, Windows 95!

Kalem: Büyükbaba

Daha birkaç yıl öncesine kadar dahil olduğu sektörle ilgilenenler dışında pek kimse ismini bilmezdi. Türkiye'de 1995'ten beri ufak ufak adından söz edilir oldu. Oysa o, birkaç yıl öncesinde dahi, dünyanın sayılı zenginleri listesinde üst sıralarda yer alıyordu. O, efsane bir adam. Hakkında biyografiler yazılan, fanteziler uydurulan ama en çok da fıkralar anlatılan bir isim. Olasılıkla yüzüne atılan pastanın haber bültenlerine konu oluşundan, o ve ekibinin yarattığı işletim sisteminin tanıtım kampanyalarından, pazarlama politikaları nedeniyle tekelleşme iddiasıyla rakip firmalarla mahkemelik oluşu haberlerinden az da olsa aşinasınızdır simasına. Hiç kuşkusuz yukarıdaki başlık dikkatli gözlere, gerekli ipucunu vermiştir. Bill Gates'ten söz edeceğiz biraz. 

Şu sıralarda sanıyorum ki dünyanın en zengin kişisi unvanını elinde tutuyor olsa gerek. Akla hayale sığmayacak bir servet bu. Atadan dededen kalma değil, çok çok çalışılarak elde edilmiş değil, loto'da büyük ikramiye kazanılarak elde edilmiş değil, dolandırıcılık, hortumlayıcılık gibi güncel yöntemlerle edinilmiş değil. Bu servetin o kadar büyük olmasına karşın edinilişine çok küçük bir ayrıntı önayak oluyor.Özetlersek tek bir açıklaması var; doğru zamanda doğru yerde bulunmak.

``Soyadı Gates (Kapılar) olan birisinin, dünyayı kasıp kavuracak işletim sistemi elbette Windows (Pencereler) ismini taşıyacak" der, Bill'i ve kısa sürede gelişen önlenemez yükselişinin öyküsünü bilenler. Bu öykü, iki kişilik bir ekipten oluşan Microsoft yazılım evinin 15 yıl gibi bir sürede dünyanın en karlı işletmesine dönüşmesinin öyküsüdür aynı zamanda.

O yıllarda henüz kişisel bilgisayar (Personel Computer=PC) kavramı yaygınlaşmamış, bilgisayar denilen nesne yalnızca büro makineleri pazarında erişilmez fiyatlarla satılıyordu. Büro makineleri denilince de akla gelen ilk isim ise tabii ki IBM'di. Hatta, bu marka o denli önemliydi ki futuristler, bilim-kurgu yazarları gelecekteki dünyanın IBM egemenliğinde olacağını öngörüyor, hatta ELO (Electric Light Orchestra) gibi müzik grupları bu öngörüyü daha da ileri götürüp güftelerinde cinsel fantezilerinden söz ederken ``She is an IBM" diye inliyorlardı . (Time, 21st Century Man).

Bugünün Pc'lerinin atası sayılabilecek ilk makine 8086-8088 işlemcili IBM  modeliydi. Bill ise IBM adına dışarıdan ufak tefek fason programcıklar yazan sıradan bir yazılım evinin ortağıydı. IBM bu bilgisayarı için, adına işletim sistemi denilen, diğer programların bu sistem üzerinde çalışmasını ve makinenin kaynaklarına erişmesini sağlayan bilgisayar kodunu yazdırmak üzere Digital Research Firması ile anlaşmak peşindeydi. İşte Bill'e ``yürü ya kulum" denilmesine neden olan kişi de bu firmanın sahibi. Karakterleri ve dönemi böylece tanımladıktan sonra, kimilerince Bill'in şeytanla yaptığı anlaşmaya, kimilerince fırsatları nasıl iyi değerlendirdiğine bağlanan o meşhum anı anlatalım.

Digital Research'ün sahibi, ismi lazım değil (bilmiyorum demenin yiğitliğe .ok sürmeyen yolu), ticari anlaşmalar yapacağı şirketlerin üzerinde baskı kurup pastadan alacağı payı arttırmak için olmadık maskaralıklar yapan biri. Yine böyle bir numara çevirmek için anlaşmanın yapılacağı günler yaklaşırken,  helikopteri ile IBM binasının üstünde IBM'i küçümser tarzda bir kaç tur atma gafletinde bulunuyor. O sırada IBM yetkilileri artık nasıl bir haleti ruhiye içindelerse (olasılıkla megalomani), helikopterin bu sortilerinden acayip rahatsız oluyorlar. Birden planlar değişiyor, artık Digital Research ortak namzedi değil, can düşmanı. Zaten boşuna dememişler; ``nefret, ihanet edilmiş sevgidir" diye.

Netekim IBM, bu işi verebileceği başka bir firma yok mu diye arayışa geçer. Aranan nitelik, Digital Research'ü olabildiğince rencide edecek unsurları içermelidir. Bulunacak firma Digital Research'e ``sizden gelecek hayır Allah'tan gelsin" dedirtecek kadar küçük, pek bir başarısı olmayan, hatta yoktan var edilecek kadar gariban olmalıdır (nedense aklıma İbrahim Tatlıses geldi birden). Sonunda, o sıralar 2 kişiden oluşan küçük Microsoft bulunur. Bu işi tek başına başarabilecek durumda olmamasına rağmen IBM sırf Digital Research ile çalışmamak için bu küçük firmayı destekler ve bir lisans anlaşması yapılır. Birlikte hazırlayacakları işletim sistemini IBM kendi makinelerinde IBM -DOS adı ile kullanacak, Microsoft ise diğer firmalara MS-DOS adı ile satabilecektir.

İşte tüm eksikliklerine, bilgisayarcı deyimiyle tüm bug'larına (yazılımdaki hatalar için kullanılan bir terim), bir çok sınırlayıcı yapılandırma zorunlulukları içeriyor olmasına karşın, tüm dünyaya yayılacak ve Bill Gates'i bisikletten uzay mekiğine terfi ettirtecek işletim sistemi MS-DOS böylece doğar. Ve şarkıcı kız Bill'in önlenemez yükselişi başlar. Önce Windows  gelir. 1.x'li sürümlerden itibaren kat edilmesi gerekli çok yol vardır.

Araya Bill'le ilgili bir fantezi sıkıştırayım da yazı fazla sıkıcı olmasın bari. Yukarıda sözünü ettim. Bazıları başarılarını çekemediğinden midir nedir, Bill'e ruhunu şeytana satmak suçlaması getiriyor bazıları ise daha da ileri gidip onun Deccal, şeytanın ta kendisi olduğunu bile iddia ediyor.

Rivayete göre (haberciler rivayete pek itibar etmez ama!), Microsoft'tan kovulan birisi Bill'in şeytan olduğunu iddia ediyor. Delil olarak da yazılımlarına verdiği isimleri gösteriyor. ``Nasıl?" diyeceksiniz. Şimdi bakın; MS-DOS harfleri tanımlamak için ``ascii" denilen bir sayı tablosu kullanır. İşte müşteki olan zevat, Bill Gates ismini bu tabloda harflere karşılık gelen sayılara göre hesaplıyor (bir nev'i ebcet hesabı yani) ve şeytanın alameti farikası olan 666 rakamını buluyor. ``allaallaa" diyor. MS-DOS'u hesaplıyor; 666. Windows'u hesaplıyor, 666. MS-Office'i hesaplıyor; 666. Tabi hemen istavroz çıkarıyor. Netekim, bu hesaplamalar bir grup film adamı tarafından sınanıyor ve söz konusu müştekinin iyi maaşlı bir işten çıkarıldıktan sonra girdiği bunalımın izleri tespit ediliyor. Hal böyleyken böyle...

Hımm, nerede kalmıştık? Hah. Sahneyi tekrar çizelim.

Her şeyden önce, PC kavramı henüz oturmamıştır. Piyasada IBM'e alternatif bir sürü model vardır. COMMODORE firmasının ürünleri, özellikle AMIGA bilgisayarları grafik arayüzleri sayesinde inanılmaz bir tırmanıştadır. Aslında Mac'ın pahalı APPLE serisi bilgisayarlarının mantığını ev kullanıcılarının ayağına getiren bir makinedir AMIGA. Öte yandan Mac, donanım pazarında IBM'in en büyük rakibidir. Aralarında kıyasıya bir mücadele sürmekteyken, IBM pek de ileri görüşlü olmayan bir kararla, kendi makinelerinin klonlarının yapılabilmesi için 3. parti mal üreten  firmalarla anlaşmalar yapar. Bill bu arada ellerini ovuşturmaktadır tabi. MS-DOS ve Windows pazarında patlama demektir bu. Bu arada yanlış pazarlama yöntemleri nedeniyle COMMODORE firması çok başarılı ürünlerine karşın iflasını isterken, Mac taviz vermediği yüksek fiyat politikasıyla IBM ve klonlarına arayıp da bulamadıkları yayılma fırsatını verir. Bill artık yürümüyor, koşuyordur.

Kendi kanatlarıyla uçmayı deneyecek kadar da cesaret gelmiştir Bill'e. Grafik arayüzü içeren Windows yazılımı 3.1'li sürümündedir. MS-DOS 6.2'ye ulaşmıştır ve neredeyse tüm IBM klonu makine pazarı Bill'in eline bakmaktadır. Windows için üretilen Office paketleri dünyanın tüm bürolarının en aranan program grubu durumundadır neredeyse. Son darbeye çok az bir süre kalmıştır. Windows 95 yumruğunu havaya kaldırmış uygun anı beklemektedir.

IBM-Microsoft anlaşması MS-DOS 6.2 ye kadar sürer. Sonra; ``tak sepeti koluna herkes kendi yoluna" der Bill.

Gerçek bombayı patlatmanın zamanı gelmiştir. Tüm dünyayı Microsoft'un arka bahçesi yapacak yeni işletim sistemi büyük bir tanıtım kampanyası eşliğinde halka sunulur. Öyle bir bombardımandır ki bu, Windows 95 kullanmamak dinozorlukla eşdeğer bir olgu olarak gösterilir. Anadolu'da bir deyim vardır; ``eşek beyni yedirilmiş" diye. Büyülenmiş kişiler için kullanılır. Bunlar ki, mutisi oldukları kişinin hiçbir kusurunu görmez, hiçbir hatasını kabul etmezler. İşte öyle bir teknolojik büyü yapar, bağımlılık yaratır Win95 insanlarda. Üreticisi, kullanıcısı, yazılımcısı, hemen herkes yeni rotalarını Win95'in gösterdiği doğrultuya çevirirler.

Oysa gerçek, fıkralara konu olacak kadar vahimdir.

Bill mürur'u zamanını doldurup öte aleme göç ettiğinde, Tanrının karşısında bulur kendini. Tanrı, ``Ey Bill" der." Bu ilk defa başıma geliyor. Bir insanı cennete mi cehenneme mi koyacağıma karar veremiyorum. Dünyadaki insanların evlerine, onların yaşamlarını kolaylaştırıcı bilgisayarları sen soktun. Ama öte yandan, kötü yazılımlarla hayatlarını da güçleştirdin. O yüzden ilk defa bir insana cennete mi cehenneme mi gireceğini seçme hakkı tanıyorum" der.

Bill, kısa bir süre düşünür ve ``ikisi arasındaki fark nedir" diye sorar.

Tanrı, ``kendin gör, bu senin seçimin olmalı" diye yanıtlar.

Bill, önce cehenneme bakan bir pencerenin önüne getirilir. Bakar ki burada her şey gülük gülistanlık. Hava ılıman, su temiz, uzun bir plaj var, güzel kadınlar koşup oynuyor, her yerden tatlı müzikler duyuluyor. Bill ``Allaaah" der. ``cehennem böyleyse, kim bilir cennet nasıldır?"

Tam o anda kendini cennette bakan bir pencerenin önünde bulur. Cennet bulutların üstünde. Sakin, sessiz, meleklerin gökyüzünde süzülerek hareket ettiği huzur dolu ama pek de albenisi olmayan bir yerdir. Karar vermek güçtür.

Tekrar Tanrı katına çağırıldığında, Cehennemi seçer. Aradan bir süre geçer ve Tanrı, cehennemi seçen bu kulunun durumunu merak edip görmek ister. Bill cehennemde, sıcak mı sıcak, alevlerin bir harlayıp bir durulduğu uzun mu uzun  bir koridorda bileklerine prangalar vurulmuş, iç paralayıcı çığlıklar atmakta, haykırışları ne denli yüksek, ne denli iç burkucu olsa da zebaniler dönüp de yüzüne bile bakmamaktadır.

Tanrı, Bill'e yaklaşır ve sorar. ``Kararından memnun musun?" Bill ağlaya sızlaya, ``benim gördüğüm cehennem bu değildi" der. ``Buranın o güzel yerle hiçbir ilgisi yok" diye sızlanır.

Tanrı, ``Eee!" der. ``Senin baktığın pencereden cehennemin 3.1 sürümü görülüyordu. Bu ise sürüm 95."

Tanıyanlar Bill Gates'i ilginç bir kişilik olarak tanımlıyor. Zeki, hafızası kuvvetli, fırsatları değerlendirmeyi bilen, çalıştırdığı insanlara her türlü olanağı sunan, yaratıcı düşünceye önem veren, çalışanlarının üretebilmeleri için gereksindikleri ortamı ve serbestliği sunan... Liste uzayıp gidiyor. Elbette, onu başarıya götüren unsurları da içeriyor bu tanımlar. Ama bir niteliği daha var ki, ben asıl ona değinmek istiyorum. Bill formaliteye önem vermeyen biri aynı zamanda. Yaşamından kesitlere bir göz gezdirince ister istemez siz de aynı kanıya varıyorsunuz. Eşiyle tanışması ilginç.

Microsoft'un ne çok küçük ne de bugünkü kadar büyük,  Gates'in yine de en üst düzeyde ve  tabii ki çalışanlarına oldukça uzak, tepedeki adam pozisyonunda olduğu bir dönem. Hayranı olan çalışanlarından bir bayan Gates'e e-mail atıyor ve ona tanışma öneriyor. Oysa bırakın Gates'le tanışmayı, o e-mailin Gates'e ulaşabileceğine bile ihtimal vermiyor. İş olsun diye yani... Sadece eğlence... Aynı gün bir e-mail alıyor, Gates imzalı. ``Bugün meşgulüm yarin olsa olmaz mı?" diye. Ertesi gün Gates'in motosikletiyle bir tur, sonra ilişkinin gelişimini tanımlarcasına  ``fast food" ile karın doyurma (biliyorsunuz aç ayı oynamaz!). Ardından...

Neyse efendim, fazla sulandırmadan belirteyim ki ilişki mutlu sona ulaşıyor. Sözü edilen genç bayan, Melinda French'ten başkası değil; yani Gates'in şu andaki eşi.

İnsan bazen düşünüyor; acaba bir e-mail de ben atsam, evlatlık olarak kabul edilir miyim diye...

Velhasıl'ı kelam, aleyküm selam. Bill Gates'in her şeyine el atan fıkra üreticileri bu konuyu da ihmal etmemiş ve Gatesler'in evlilik yaşamlarını da gülmece dünyasının vitrinine yerleştirecek bir öykü uydurmayı başarmışlar.

Bill ve Melinda evlenir evlenmez Bahama adalarında balayına çıkarlar. O gece, Melinda, o güne kadar çalıştığı firmanın isminin neden ``MICRO-SOFT" olduğunu tüm açıklığıyla öğrenir.

Kalın Sağlıcakla.

 

Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git