Make your own free website on Tripod.com
 Karanfil Kokuyor...
Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git

Karanfil Kokuyor Cigaram

Kalem: Yazman

Aşağıda nakledilen olay aynıyla yaşanmıştır. Tarih:Kasım 28, Yer: Arı Stüdyosu - Ankara

Bir eğlence programı çekimi öncesi gördüm onu... Sigara yasaklı ortamdan saklanan birkaç kişiden biri olarak, stüdyonun arka kapısında ziftlenirken ortak bir küllüğü ve ortak bir suçluluk duygusunu paylaşmanın vesilesiyle tanıştım onunla.

Ömrümde ilk kez duyduğum bir ismi vardı. Yaklaşık 1.75 boyunda, düzgün fiziği, sade ve hoş bir makyajı olan, sıradışı görünümlü bir insan, sıradışı görünümlü bir bayandı. Üzerindeki dans kıyafeti yeşil ve mavi arası doğal olmayan parlak bir renk taşıyordu. Sanırım 27-28 yaşlarındaydı. Kısa ve farklı saç modeliyle uyumlu yüzü oldukça orantılı daha da önemlisi ifadeliydi. Yeni bir insan tanımak, yeni bir ülke keşfetmektir derler ya; işte bu ülkenin harika bir coğrafyası vardı.

Türkçe'nin ne kadar melodik bir dil olduğunu o konuşmaya başladığında farkettim. Halk dansları, kareografi ve kıyafet tasarımı ile ilgili düşüncelerini ılık ve huzur verici bir ses tonuyla anlatırken, arada bir üzerime çevirdiği gözleri bana Diyojen'in Feneri'ni hatırlattı. Bakışları "bir insan arıyorum!" der gibiydi. Belli ki ağzı açık ayran budalalarından değildi bu kız. Kendini ifade ediş biçimindeki sadelik ve samimiyet yüzündeki en küçük mimiğe kadar işlemişti.

O farklıydı. O, gerçekten farklıydı. Tanrıya şükür ki o an kirpiklerinin arasından görünen cenneti benden başka farkeden olmamıştı.

Yo hayır! Bir aşk, bir kaçamak arıyor değildim, inanın değildim. Yeni bir dünya, farklı bir ülke, hiç görmediğim bir renk görmüştüm onun yüzünde; ilk kez farkettiğim bir koku, ilk kez işittiğim bir melodiydi O.

İkram ettiği sigarayı bile ilk kez görüyordum. Yeni döndüğü bir ülkeden getirdiğini söylediği bu sigara hiç bitmesin istiyordum. Sanki bitince bu büyü bitecek, bu tanrıça yanımdan gidecekti. Çok şükür ki sigaram bittiğinde o gitmedi. İçebileceğimiz yeterince sigarası olduğunu söyledi.

Bakışları hangi denizlere yelken açar, yüreği kimi yurt tutar bilinmez bu gizem tanrıçasına her baktığımda, şöyle geçiriyordum içimden; "Tanrım beni yaratırken neden böyle özenli davranmadın!" Kendimi müteahhiti malzemesinden çalmış çarpık bir bina gibi hissediyordum.

Bende ne görüyordu bilmiyorum; Ayasofya'yı gezen Japon turistler gibi bakıyordu yüzüme. Ben konuşurken bebeğinin nefesini dinleyen bir anne kadar sessiz ve dikkatliydi.

Bu kız, bu zaman-mekana ait olamayacak kadar harikulade bir insandı, en çetrefilli konuları bile birkaç sözcükle özetleyebiliyordu. Ya gelecekten zamanımıza konuk gelmiş ya da Murathan Mungan'ın deyimiyle bir masaldan kaçmıştı. Onun yanında beni rahatsız eden tek şey; Esmeralda'nın yanındaki Notrdamme'ın Kamburu gibi hissetmeme sebebiyet vermesiydi. Acaba, ikimizi izleyen arkadaşlarım onu benim yanımda, yanlış yere konmuş kelebek gibi mi görüyorlardı?

Tekrar ediyorum; onun gözlerinde bir insanın karşı cinsinde arayabileceği şeyleri aramıyordum, ayaküstü bir sevda, ucuz bir kaçamak değil, inanın dostlarım, hani o şarkıdaki gibi "Başka türlü birşey benim istediğim, ne ağaca benzer ne de buluta".

Onun korkusuz, meraklı ve adeta kutsarcasına bakan gözlerinden cesaret alarak bir sigara daha rica ettim. Bir idam mahkumunun son isteği gibi içtim o sigarayı, ve onun ilahi güzelliğini seyrederek farkettim ki sadece Ahmet Arif'in cigarası değildi karanfil kokan; işte bu sigara, içmekte olduğum bu sigara karanfil kokuyordu.

Programa girmemiz gerektiğinde içimi aydınlatan gülümsemesiyle, "Dansımızı seyret, çıkışta beğenip beğenmediğini soracağım" dedi. Çok şükür dedim, hala onunla içebileceğimiz karanfil kokulu sigaralar var.

Bir kuğu nasıl yüzüyorsa, bir üveyik nasıl uçuyorsa öyle dansetti. Sahnede başka kuğular ve başka üveyikler de vardı ancak, ben biraz da görevimi ihmal ederek karanfil kokulu olanını izledim. İbadet eder gibi dansediyor, vücudundaki her hücre, her kas demeti türkünün içinde yüzüyordu. Kirpiklerinin arasından cennet gözüken o iki kahverengi pencere zaman zaman beni yakalıyor, sonra salıyordu.

Peki ne diyecektim ona çıkışta? Meleği söyler misin son 38 yıldır nerelerdeydin? Ben senin gözlerindeki cennete parmağımdaki alyansla girebilir miyim? Kucağımdaki çocuğumla karanfil kokulu bahçene alır mısın beni?

Görünen o ki, burada bir zamanlama hatası var. İnşallah varsa eğer, başka bir uzay-zamanda kaldığımız yerden devam ederiz... İşte bunlar geçti kafamdan onu izlerken.

Nedenini nasılını tam olarak bilmiyorum, program bittiğinde, ayağı yanmış köpek gibi fırladım stüdyodan, bir taksiye atlayıp eve gittim. Sıtma nöbeti geçirir gibi titreyerek yorganın içinde döndüm durdum.

Onu bir daha görmedim! Onunla ilgili olarak bildiğim çok az şey var. Unutamadığım ise, yüzü ve sigarasındaki karanfil kokusu...

Bu absürd anıma yakışır ana fikirler ilişiktedir.

    1.Sigara içenlere karşı katı ve önyargılı olmayın.

    2.Her an bir melek, elinde sigarasıyla karşınıza çıkabilir. (İpucu; onu sigarasındaki karanfil kokusundan tanıyabilirsiniz.)

    3.Bazı insanların kirpikleri arasından cennet gözükür.

    4.Cennet ürkütücü ölçüde güzeldir.

    5.Siz benim kadar korkak olmak zorunda değilsiniz.

Son söz: İnşallah cennette sigara vardır.

Gözlerinizden itinayla öperim.

Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git