Natural Selectiion
Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git

Natural Selection

Kalem: İşkampavya

1859'da yayımlanan Charles Darwin'in (1809-1882) ``On the Origin of Species by Means of Natural Selection" (Doğal Ayıklanma Yoluyla Türlerin Meydana Gelişi) eseri, her dönem, alanının tartışma kaynağı olsa da; sözkonusu evrim nazariyesini, Bireysel Oluşum Tarihi'ne yönelik öznel yaklaşımlar için yöntembilimsel açıdan referans almak, pek de abesle iştigal olmayacaktır. Darwin'in adını pırıltılı bir epigraf etkisine yaslanmak için değil, kitsch de olsa oportunist bir tavırla anmayı yeğlediğimi itiraf etmek durumundayım.

Bireysel Oluşum Tarihi'ni, ``Nasıl Bir İnsan Olmak İstiyoruz?" sorusuyla incelersek, eksik sonuçlara ulaşırız ister istemez. Aynı soruya, ``Nasıl Bir İnsan Olmamız İsteniyor?" şeklinde bir ekleme yaparak yola çıkmak önerme bazında daha faydalı olacaktır.

    I - Etkileyen ya da yönlendiren dinamiklerin başında egemen ideoloji gelir elbette. Batı'da vatandaşlık bir hak ve statü prototipine karşılık gelirken, Üçüncü Dünya Ülkeleri'nde yükümlülüklerin belirlediği görev açılımını ifade eder. Her siyasi iktidarın betimlediği dizge üç aşağı-beş yukarı değişse de özdeki rengin tonu koyulmaz. Merkezi Otorite'nin kriterlerine göre bir insan olmak yaşamı kolaylaştırır olsa da subjektif tavrı öldürme riskini her zaman barındırdığından, gerçekte Bireysel Oluşum Tarihi'ni besleyen tutumu kurcalanmalıdır.

    II - İçine yerleştirildiğimiz Kitle'nin normları da bizi idealize etmekten hiç bir zaman kaçınmaz. Marjinal grupların değil, ortak paydanın en geniş haliyle kendini gösterdiği Kamu'dur burada sözü edilen. Gelenekler, inanca dayalı ritüeller yalnızca davranış modellerimizi belirlemekle kalmaz, bununla yetinmez, görsel kompozisyonumuza da doğrudan müdahale eder. Yumuşak ama etkili bir tahakküm süreci oluşturduğundan, pek de öznenin tercihlerine aldırmayan bu doğal baskı ortamı, kişisel tarihi yazmak isteyen tek kalem olmak niyetindedir. Rıza gösteren birey, belirlenen kalıplar içinde mutlu ama heyecansız, kuru ve duru, katılımlı olsa da hayatın verilerine katkısız bütünlüğü ile varlığını sürdürebilir. Kamu'nun dayatmaları ile barışık geçinmek isteyen egemen ideolojinin işbirlikçi tavrı, bireyin üzerine çökmüş, Huzurlu (moron) Yaşam'ı vaad eden diktanın gölgesinden farksızdır. Birey, değişken iktidarların sosyal değerlerle çatıştığı noktada ancak kendi sesinin varlığını fark edip, fark ettirebilecektir. Yazık ki paradokslara karşı hazırlıksız yetiştirilen bireyin söylemi de spekülasyon yaftasına kolaylıkla layık görülecektir.

    III - Ailenin modern yaşam standartlarının (popüler kültürün tüketim stratejilerini ve medyanın bütün ajitasyonlarını da kapsayarak) geçerli olduğu şimdiki zamanda etkinliği de tercih edilebilirliği de, geçerliliğini yitirmek üzeredir. Kişi, ebeveynin cılız inkarları ve ısrarlarına uyum gösterme zorunluluğunu ortadan kaldıran çok daha yoğun bahaneleri bulmakta hiç de zorlanmaz. Sadece aile ile olan iletişiminde vicdana dayalı bedeller, Bireysel Oluşum Tarihi'nde varlık sahibi olabileceklerdir. Bireyin mücadele hakkını tanıdığı alan da vicdan dışında pragmatik taleplerin hareket serbestisine hizmet ettiği kadarıyla yetkinleşebilir o kadar.

    IV - İşlikteki (emeğinin ederine eriştiği mekan) rolü, otobiyografisinin görkemli sayfalara yayılmış görünen, yalnızca mekanik çıkarını, materyalist endekslenmesini düzenleyen, karmaşık olmayan arı bir sistemle örtüşür. Tehlike ya da başarı, mesleki ilişkilerinin ve çalışkan-tembel niteliğinin diğer dinamiklerle tanıştığı sahnelerde dirilebileceğini algılayabilen birey başını dik tutabilir. Animasyon, öznel karakterle geçimsiz sorumluluklar yüklediğinde, klişe talihsizlikler hortlamakta gecikmez. Mesleğimiz ücretlendiren, önemsediğimiz birkaç dostluk kazandıran, oyalayan, reel dünyanın kasvetinden uzaklaştıran, zaman zaman eğlendiren görüntüsü ile nefes alır. Bütün bu gerekçeler Bireysel Oluşum Tarihi'ne yeni virajlar (tatlı ya da sert) ve yeni daralan kaplama alanlarını da ekleyecektir kuşkusuz. İşlik; alttan alta iktidarı ele geçirmeye çalışan, her anlamda ömrümüzün iktidarı olmaya hevesli, sinsi bir tanımsızlıktır öte yandan.

    V - Kişinin özel ilişkileri, belki de kendisini yaşamı ile karşı karşıya getirebilen, kaynağı adaptasyon sorunu olan huzursuzluklarını çoğaltabilen en güçlü ve en sürekli etkendir. Dostlukları, aşkları, O'na aslında hep mitleştirdiği bir dünyayı sunmaya içtenlikle çabalar ve o dünyanın esrarlı perdelerini aralayıp, bilmecelerini çözer. Motivasyonu gittikçe genişleyen atmosfere götüren söyleşiler, yaşamın promosyonu gibi arka arkaya sıralanırlar. Kişi; kaybetme, yabancılaşma pahasına özel ilişkilerine verdiği değeri önce sorgulamaz. Acıları ve sevinçleri dengesini yitirdiği aşamada bütün bu iletişim ağının seçtiği mi, yoksa kendisini seçen bir gücü mü temsil ettiğini sorar. Karşılıklı tercih sözleşmesinin altına imza koyduğunu farkettiği anda Bireysel Oluşum Tarih'ne düşmüş olumlu-olumsuz bütün izleri de o vakit görebilecektir. Dostlarımız, olmak istediğimiz kimyanın, yerine gözümüzü diktiğimiz fizyolojinin konu mankenleridirler aslında. Oyunculuk performanslarını sergileyerek bizi kışkırtan, şaşırtan, dürten, üzen, heyecanlandıran, melankolik yenilgilerin keyfini açıklayan, hatalarımızı paylaşan, film kahramanlarından farksız sevdiğimiz figürasyonlardır. Onlar, bize kendimizi de sevmeyi öğreten, kendimize kızmamız gerektiğini de gösteren öğretmen-karakterlerdir. Yanlarında daha ben, daha sığınmacı, daha muzip, daha korkak ve daha isyankar oluruz. Bize katlanan ve bizim de katlanmaktan yılmayacağımız tek dinamik hayatın cesur savunucularıdırlar. Aşklarımız ise, dostluklarımızın sürekliliğini gösteremese de yenilenme, değişime uğrama, reforma gitme sloganlarını gizleyen, hayatımızın turbo hızıdır. Çarpıp deforme olmak, yeniden onarılacağımızdan, akabinde yeni bir garanti süresi sahibi kılarak, yeni itkilerle mutlandırıp güçlendirir bizi.

    Özetlenen, ama içkinleştirilmiş, ama içkinleştirilmemiş bütün kurgular, aralarında kurdukları (ya da kurulmuş) organik bağlarla, kâh yan yana, kâh itilaf halinde, hikayemizdeki en büyük rol için yarışıp dururlar. Yine bütün bu kurguların olumladığı ya da reddettiği sezgilerimiz, arzularımız, birikimlerimiz, inkarlarımız, düşlerimiz aynı mücadele senaryosundan ayrılmamakta ısrarcıdırlar. ``Hayatı tekrar tekrar (yine, yeniden) yaşamanın güvencesi mi; bulanıklığı umut barındıran, gerilimli ve/veya keyifli bir seçkinin riski mi kazanacaktır?" sorusunu suskunlaştırmaktan vazgeçmeden adım atmak kutsal olan… Ne olursa olsun, hayat ve hayatın içindeki bütün dinamikler, kendi ölçütlerinde belirlenen değişken limitli krediler sunmaktadırlar kişiye.

İşte kişi, kredisini bilinçli kullanabildiği ölçüde; hayatın ``Resmi Tarih"inde bir maymunu ya da Resmi Tarih ile flört eden (miş gibi yapan) kendi ``Mahrem Tarihi"nin tanrısını oynayabilir.

Üst Düzeye Çık Sonraki Başlığa Git